|
|
DİMİTRİ MEDVEDEV’İN TÜRKİYE ZİYARETİ VE TÜRK-RUS İLİŞKİLERİNİN PERSPEKTİFLERİ

11-05-2010
Bundan çok değil, yaklaşık 10 yıl önce Türk ve Rus liderler arasında bir ziyaret, hatta bir telefon görüşmesi olduğunda gündemde adeta manşet olurdu. Zira ikili ilişkiler içerisinde doğrudan diyalog neredeyse yok durumunda idi. Hatta 1999 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit Moskova ziyareti sırasında dönemin Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından kabul edilmemişti. Ancak bugün iki ülke liderleri arasında yaşanan telefon trafiği artık sıradan bir durum haline gelmiş ve neredeyse yılda birkaç defa da karşılıklı görüşme gerçekleştirilmektedir.
Türk-Rus diplomatik ilişkilerinin kurulduğu günden bu yana geçen 500 yıldan fazla süre içerisinde ikinci kez bir devlet başkanı ziyareti gündeme gelmektedir. 2004 yılında bugün Başbakan olan dönemin Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye’ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret sonrasında bu komşu ülkeden ikinci kez bir devlet başkanını ağırlamaya hazırlanılmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev 2010 yılı Mayıs ayının ikinci haftası içerisinde Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştirmeyi planlamaktadır. Medvedev’in Türkiye’de büyük bir ihtimalle “stratejik Ortaklık” anlaşması imzalayacağı bu ziyareti değerlendirmeye geçmeden önce iki ülke ilişkilerinin geçtiği aşamaları değerlendirmek gerekmektedir.
Soğuk Savaş döneminin iki farklı kutbunda yer alan Türkiye ve Rusya, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra iki komşu ülke olarak bölgede baş başa kalmalarına rağmen özellikle Türkiye’nin bu dağılmanın ardından ortaya çıkan Türk kökenli devletler ile ilişki kurma gayretlerini Rusya’nın “tehdit algılaması” şeklinde karşılaması iki ülke arasında yeni bir “Soğuk Savaş”ın yaşanmasına sebep olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasını ve kaybedilen imparatorluğu bir türlü içlerine sindiremeyen ve Kafkasya ve Orta Asya’daki yeni bağımsız devletleri halen kendilerinin bir parçası ve ya daha ılımlı bir ifadeyle “arka bahçesi” olarak görmeye devam eden Rus bürokrasi ve askeri elitlerinin bu davranış biçimleri ister istemez bu ülkelerle güçlü diyalog politikası benimseyen Türkiye’nin girişimlerini kendi milli çıkarlarına bir tehdit olarak algılamaya başlamasına neden olmuştur.
|
|
|
ERMENİSTAN İLE SINIRLARIN AÇILMASI İÇİN KARABAĞ ŞARTI SULANDIRILIYOR MU?

24-04-2010
Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti “Ermenistan Açılımı”nı uygulamaya sokarken iki şeyin hesabını tam olarak yapamamıştı. Birincisi Ermenistan ile sınırların açılmasına Azerbaycan’ın kamuoyu ve yönetiminin tepkisinin bu boyutlarda olabileceği ve ikincisi de Azerbaycan konusunun Türk kamuoyunda bu kadar hassasiyet taşıyabileceği idi. Nitekim bu iki hesap hatası yüzünden Türkiye’nin Ermeni açılımı sebebiyle Azerbaycan ile ilişkiler kopma noktasına gelmiş ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Bakü ile kopma noktasına gelen ilişkileri tamir için Azerbaycan’a gitmek durumunda kalmıştı.
Başbakan R.T. Erdoğan 12 Mayıs 2009 tarihinde Bakü’ye gidişinde önce Başbakan Artur Rasizade ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile bir araya gelmiş ve ardından da Azerbaycan Parlamentosu’nun özel oturumda bir konuşma yapmıştı. Erdoğan hem bu görüşmelerde ve hem de Parlamentonun özel oturumunda aynen şunları söylemiştir; “Burada sebep-netice ilişkisi söz konusudur. Yukarı Karabağ'ın işgali bir sebeptir, kapıların kapanması bir neticedir. Orası işgal edildiği için Türkiye kapıları kapatmıştır. İşgal ortadan kalkmadıktan sonra kapıların açılması da mümkün değildir. Bunu çok açık net birçok yerde ifade ettiğim gibi Bakü'de de bugün ifade etmiş oluyorum.”
Bilindiği gibi Yukarı Karabağ bölgesi veya yaygın ifade ile Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan toprakları içerisinde ve Ermenistan ile herhangi bir sınırı olmayan Özerk bölge iken Ermenistan Silahlı Kuvvetlerinin de desteği ile bölgede yaşayan Ermenilerin çatışmalara başlaması ile Azerbaycan Parlamentosu tarafından 26 Kasım 1991 yılında özerklik statüsü kaldırılmıştır. Ancak Ermenilerin 1988 yılından itibaren başlayan saldırıları neticesinde hem Dağlık Karabağ bölgesi ve hem de Dağlık Karabağ’ı çevreleyen ve aslında Dağlık Karabağ bölgesi ve/veya önceki özerk yönetimi ile bir bağı olmayan 7 vilayet daha Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar, Dağlık Karabağ’ın tamamı ve etrafındaki 7 vilayet de dahil olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiştir. Ermenistan silahlı kuvvetleri; 18 Şubat 1992’de Hocavend’i, 25 Şubat 1992’de Hocalı’yı, 8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı, 18 Mayıs 1992’de Laçin’i, 4 Nisan 1993’de Kelbecer’i, 23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı, 24 Ağustos 1993’te Fuzuli, 27 Ekim 1993’te Zengilan’ı, 26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i, 31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir.
Sinan OĞAN
TÜRKSAM Başkanı
|
|
|
|
|
|
ZİYARETÇİLER
|
      
01/01/2006'den itibaren |
|
|