ABD’Lİ ERMENİLERİN DAVASINDAN NE ÇIKAR?

02-08-2010
Ermeni asıllı iki Amerikalının Kaliforniya’da Türk hükümetiyle Merkez Bankası ve Ziraat Bankası aleyhine açtıkları ve kazanmaları halinde Türkiye’ye “milyarlarca dolarlık fatura çıkaracağı” söylenen “Ermenilerden çalınan mal ve mülk” davası nereye kadar gider?
Davacıların Ermeni asıllı avukatları Brian Kabateck ile Mark Geragos, asıl amaçlarının bunu Türkiye aleyhine bir “toplu davaya” (class action suit) dönüştürmek olduğunu belirtiyorlar. Geragos bunun “Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılmış ilk dava olduğunu” da hatırlatarak, en büyük emellerinin 1915 olaylarını “soykırım” olarak kabul ettirmek olduğunu söylüyor.
Türk hukuk uzmanları, uluslararası değil de ulusal bir mahkemede açıldığı için davanın Ankara’yı bağlama yacağını vurguluyorlar. Bu arada, mal ve mülkten kaynaklanan tazminat davalarının Lozan ile takvime bağlandığını, ortaya çıkan yeni taleplerin “zaman aşımına” tabi olduğunu belirt iyorlar.
Öte yandan ne Kabateck , ne de Geragos kendileri için olumsuz olan bir önemli husustan söz etmiyor. Aslında bizde de bunun üzerinde pek durulm uyor. Oysa, Amerika’da “9uncu Federal Temyiz Mahkemesi,” Kaliforniya’da 2000 yılında kabul edilen ve “Ermeni soykırımı” kavramını da tanıyan eyalet yasasını geçen yıl iptal etti.
Yeni davaların önü kesildi
Böylece “1915 öncesinde sattıkları hayat poliçeleri nedeniyle sigorta şirketlerine ABD’de açılacak yeni toplu davaların önü de kesilmiş oldu. Daha önce açılan bu tür davalarda ise New York Life ve AXA şirketleri Ermenilere milyonlarca dolar ödemişlerdi.
Kaliforniya yasasını iptal eden federal mahkemenin gerekçesi de ilginçti. Buna göre, ABD yönetimi “Ermeni soykırımını” tanımadığı için, Kaliforniya yasası başkanın alanına girerek ülkenin dış politika yönetimini etkiliyordu. Böylece yönetimin “anayasa güvencesinde olan” dış politika yürütme hakkı “ihlal edilmiş oluyordu.”
Federal mahkemeden geldiği için, yeni bir kararla bozulmadıkça, ABD’nin diğer eyaletleri de bu karara uymak zorundalar. Özetle, ABD Kongresi ve başkanı “Ermeni soykırımı” kavramını resmen kabul etmedikçe bu tür davaların önü kapalı görünüyor.
|
|
|
BAKÜ DUYGULARINA TESLİM OLMADAN ANKARA İLE HAREKET EDEBİLSEYDİ, KAFKASYA'DAKİ GENEL DURUM BUGÜN ÇOK FARKLI OLABİLİRDİ

24-04-2010
Ermenistan’ın Zürich Protokollerinin meclisteki onay sürecini dondurması, medyamızda bir an için “şok haber” furyasına yol açtıysa da, Dışişleri yetkililerinin “Heyecana mahal yok” kararına varmaları fazla zaman almadı.
Bunun Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na aktarılması, onun da NATO toplantısı için bulunduğu Talin’den Başbakan Erdoğan’ı bilgilendirmesi üzerine, Erdoğan da -Erivan tarafından süreci zora sokan kişi olarak suçlanmasına rağmen- temkinli bir tepki gösterdi.
Sonuçta Erivan, “Ben süreci sonlandırıyorum” demedi. Başbakan Erdoğan’ın “Karabağ önkoşuluna” atıfta bulunarak, “Süreci dondurdum, ama Türkiye protokolleri Meclis’ten geçirirse biz de aynısını yaparız” mesajını verdi.
Bu söylenenler ise malumun ilanından ibaret. Zira süreç Karabağ yüzünden zaten “donmuştu.” Erivan ayrıca defalarca, “Ankara protokolleri onaylamadan önce biz onaylamayız” demişti. Buna karşın Erivan’ın başarılı bir diplomatik manevra yaptığı ortada.
Zira uluslararası camia nezdinde, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecindeki topu Türk tarafına atmış oldu. ABD’den önceki gün yapılan açıklama da bunda başarılı olduğunu gösteriyor. AB’de de “Bu işi Türk tarafı bozdu” algısının yaygın olduğunu söyleyebiliriz.
Bu arada Türkiye’nin genel yaklaşımı ne Karabağ sorununun çözümüne yaradı, ne de Türkiye’nin “soykırım” töhmetinden kurtulmasına. Aksine, Karabağ’daki açmaz daha da belirginleşirken, “Ermeni soykırımı” bu yıl dünyada daha büyük bir kararlılıkla anılıyor.
Semih İDİZ
|
|
|
ERMENİ DEĞİL, AZERİ CEPHESİNDE İLGİNÇ GELİŞMELER VAR

24-04-2010
Ermenistan’ın Zürich Protokollerinin meclisteki onay sürecini dondurması, medyamızda bir an için “şok haber” furyasına yol açtıysa da, Dışişleri yetkililerinin “Heyecana mahal yok” kararına varmaları fazla zaman almadı.
Bunun Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na aktarılması, onun da NATO toplantısı için bulunduğu Talin’den Başbakan Erdoğan’ı bilgilendirmesi üzerine, Erdoğan da -Erivan tarafından süreci zora sokan kişi olarak suçlanmasına rağmen- temkinli bir tepki gösterdi.
Sonuçta Erivan, “Ben süreci sonlandırıyorum” demedi. Başbakan Erdoğan’ın “Karabağ önkoşuluna” atıfta bulunarak, “Süreci dondurdum, ama Türkiye protokolleri Meclis’ten geçirirse biz de aynısını yaparız” mesajını verdi.
Bu söylenenler ise malumun ilanından ibaret. Zira süreç Karabağ yüzünden zaten “donmuştu.” Erivan ayrıca defalarca, “Ankara protokolleri onaylamadan önce biz onaylamayız” demişti. Buna karşın Erivan’ın başarılı bir diplomatik manevra yaptığı ortada.
Zira uluslararası camia nezdinde, Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecindeki topu Türk tarafına atmış oldu. ABD’den önceki gün yapılan açıklama da bunda başarılı olduğunu gösteriyor. AB’de de “Bu işi Türk tarafı bozdu” algısının yaygın olduğunu söyleyebiliriz.
Bu arada Türkiye’nin genel yaklaşımı ne Karabağ sorununun çözümüne yaradı, ne de Türkiye’nin “soykırım” töhmetinden kurtulmasına. Aksine, Karabağ’daki açmaz daha da belirginleşirken, “Ermeni soykırımı” bu yıl dünyada daha büyük bir kararlılıkla anılıyor.
Oysa Başbakan Erdoğan, gerekli iradeyi sergileyerek kendi hükümetinin müzakere ettiği bu protokollerin arkasında durabilseydi, ayrıca Bakü’deki liderliği de gidilebilecek başka yol olmadığı konusunda ikna edebilseydi, bugün daha olumlu şeyleri konuşuyor olacaktık.
Fakat Erdoğan Azerbaycan’dan gelen tepkiler üzerine yelkenleri hemen suya indirdi. Ermenistan ile normalleşme süreci de fiilen o anda “dondu.” Bugün gelinen noktadaki asıl ilginç gelişmeler ise Azeri tarafında oluyor. Bakü, bu konuda takındığı olumsuz tutum nedeniyle uluslararası düzeyde yalnızlaşıyor. Son gelişmeler bunu açıkça gösteriyor.
|
|
|
TÜRK- ERMENİ SÜRECİ KAFKASLAR'DA TAŞLARI YERİNDEN OYNATTI

08-05-2009
Gözler bugün Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın Prag’da yapacakları ve Cumhurbaşkanı Gül’ün de yakınlarında hazır bulunacağı görüşmeye dönecek. Zira bir atalet ve “havanda su dövme” döneminin ardından, Dağlık Karabağ görüşmeleri son gelişmelerin ışığında yeniden önem kazanmış bulunuyor.
Bu arada, Rusya ve ABD’nin de bu kez soruna daha büyük bir ciddiyetle eğildikleri görülüyor. Bunda, kuşkusuz, Ermeni-Azeri uzlaşmazlığını çözmek için yapılan bir işbirliğinden çok, iki ülkenin Güney Kafkasya’da artan rekabetlerinin etkisi var.
Nitekim, Rusya’nın geçen yaz Gürcistan’ı işgal edip bölmesinden sonra Moskova ile Washington arasındaki bölgeye dönük etkinlik yarışı doruğa çıkmış bulunuyor. Bu rekabetin şimdiki alanı ise Azerbaycan ve Ermenistan’dır.
Hem Moskova hem de Washington bu iki ülke üzerindeki etkilerini birbirlerine karşı artırmak istiyor. Bu nedenle, Karabağ sorununu çözmek için AGİT şemsiyesi altında çalışan “Minsk Grubu”nun üyesi olmalarına rağmen, meseleye farklı açılardan yaklaşıyorlar.
Bu arada, Türkiye ile Ermenistan arasındaki uzlaşma arayışları da bölgedeki gelişmeleri hızlandıran beklenmedik bir faktör oldu. ABD burada kendisi için bir avantaj görüp bu uzlaşmayı sağlamaya çalışıyor. Rusya ise, bu süreç nedeniyle Türkiye’ye kızan Bakü’yü kendi tarafına çekmeye çalışıyor.
|
|
|
ERİVAN İÇİN DÜŞÜNDÜRÜCÜ BİR TÖREN

05-08-2008
Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan devlet başkanlarının bugün (24.07.2008) Kars’ta temelini atacakları Bakü – Tiflis – Kars demiryolu projesi, Erivan’a kendi bölgesinde içine düştüğü yalnızlığı bir kez daha hatırlatacak. Bu tören, tüm girişimlerine rağmen, ne Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattı projesini ne de bu projeyi engelleyebilen Ermeni diasporası için de yeni bir darbe olacak. Peki, hal böyle olunca, Ermeniler hala aynı yolda ısrar edecekler mi?
Amerika’daki Ermenilerin onulmaz Türk düşmanlığına tanık olmuş birisi olarak bu kesimden umutlu değiliz. Nitekim bu kesim bugünlerde, Ermenistan’ın ilk Cumhurbaşkanı Levon Ter Petrosyan için olduğu kadar, mevcut Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a da ateş püskürüyor.
Sarkisyan, Türkiye ile uzlaşma yolları aradığı için Taşnak güdümündeki diaspora Ermenileri tarafından “davaya ihanetle” suçlanıyor. Ancak, Erivan’ın içine düştüğü çıkmazdan kurtulma ihtiyacını giderek daha fazla hissettiği de bir gerçek.
Şahinleri kızdıracak
Arminfo ajansının hafta başında verdiği bir haber de bunu doğruluyor. Basınımızda yer alan habere göre, Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan, Ermeni diasporasından gelen genç bir grupla buluşmasında şunları söylemiş:
Semih İDİZ
|
|
|
|
Arsivler >>
|
|
ZİYARETÇİLER
|
      
01/01/2006'den itibaren |
|